23 Mayıs 2026 Cumartesi

KİMSE YOK MU?


Beş-altı katlı bir binanın önündeyim. Sağ elimde yardım kolisi ve sol elimde iletişim bilgilerinin yazılı olduğu dosya var. 7, 8, 9 ve 10 numaralı binaları buldum ama 7/A’yı bir türlü bulamıyorum. “Olsa olsa 7 numaranın yakınında bir yerdedir” diye düşünerek 7 numaralı binadan rastgele bir zile bastım.

İkinci kattaki apartman dairenin penceresinden bir genç kız başını uzattı. Anlaşılan onların ziline basmışım. “Kim o?” diye seslendi.

25 Nisan 2026 Cumartesi

BİR GECEDE DÖRT MEVSİM


Kahkahalar, itişip kakışmalarla ve böğürtülerle pek hızlı inmişlerdi Taksim’den aşağıya… Dünya onların çevresinde dönüyordu adeta… Varlık ve eşya kulak kabartmış, onların geceye taşan muhabbetlerini imrenerek dinliyordu. İstanbul aralık ayının en uzun gecesini yaşıyordu. Yılın o zaman diliminde sert çehresini gösteren karakış, sanki onların sıcak kahkahalarından korkmuş ve yerini ılık mı ılık bir bahar havasına terk etmişti. 

13 Nisan 2026 Pazartesi

DAYAK


“Gülizar koş, çocuklar kumu hep dağıttılar, Gülizar yetiş!” diye seslendi büyük anne. Kristalden vazosu kırılsa herhalde bu kadar can havliyle bağırmazdı. Yıllarca bütün ev işlerinin kendisine yıkılmasından dolayı öfke denizi olmuş ablanın deşarj olması için bu bulunmaz bir fırsattı. Ateşin yanından kaptığı demir maşayla son sürat merdiveni inmeye başladı. Hem koşuyor hem de kızgın bir boğa gibi homurdanıyordu:
“Suratsız! Ben sana kumları debertme demedim mi?”
Ablanın bu derece öfkeleneceğini ummayan babaanne, arkasından seslendi.
“Bütün suç o koca kafada! Çocuğumu da delirtiyo oğlan!”

30 Mart 2026 Pazartesi

YİNE GELECEĞİM (MEMLEKETTE BİR BAYRAM SABAHI)



Derinden derine annemle konuşan Soner’in sesini duyuyordum.
“Bu adam hala uyuyor mu?”

Annemin ne cevap verdiğini bilmiyorum ama Soner’in paldır küldür yatak odama dalmasına bakılırsa cevabı “evet” olmuştu.
“Ula, uykucu! Sen hâlâ uyuyor musun? Namaz başlıyor ya!”

Çatallaşmış sesimle:
“Gece üşüdüm herhalde! Burnum, kafam! Her yerim ağrıyor!”

“Sana dün bize gidelim, demiştim. Sen şehirli adamsın. Buz gibi soğuk evde yatarsan böyle olur.”
Haklıydı galiba… Mevsim kıştı. Ama bir gece de olsa annemin yanında kalamayacaksam köye neden geleyim, diye düşündüm.

“Hadi, kalk! Namazı kaçırmayalım!”

19 Mart 2026 Perşembe

SEL



“Hava yağacak!” dedi, Fatma ablam… “Haydi, Hatice! Bir ‘sayfan’ yapalım!”

Bol yapraklı bir fındık ocağı bulmalı önce. Dalları boşluğa doğru yayılmış ve altı düz olmalı. Ama fındık yaprakları ile yetinmeyeceğiz. Önce dalların üzerine fındık ışgınlarını yatıracağız. Sonra onların üzerine güllük sereceğiz. Fındık yaprakları ve güllükler sımsıkı kucaklaştıktan sonra sayfanımız hazır olacak. Artık yağmur ne kadar yağarsa yağsın.. Altına sığınıp ıslanmaktan kurtulacağız.

15 Şubat 2026 Pazar

SUŞEHRİ YOLCUSU

 


“Biraz dikkat etsene!” diye bağırdı genç kız… Merdivende üst geçide doğru tırmanan delikanlı karşılık verdi: “İsteyerek dokunmadım hanımefendi! Görüyorsunuz çok kalabalık!”  

Merdivendeki yığılmanın bitmesini bekleyen yaşlı adam yakındı: “Şu üst geçitleri biraz geniş yapsalardı keşke…” 

Orta yaşlı bir diğeri karşılık verdi. “Önce biraz azap çektirir sonra genişletirler. Neyi planlayarak yapıyoruz ki! Biz eskiden göçebeydik. Kervanlarımız yolda dizilir bizim.” 

13 Şubat 2026 Cuma

YOLUM BOZKIRDAN GEÇTİ



Duvarları Karagöl yaylasının kalın ve sert taşlarıyla örülmüş bu evde, yün yatakta uykunun tadı bir başka oluyordu. Gece melteminin musluk akarından içeri dolmasıyla epeyce serinleyen bu iki odalı hanede, başkasına kalsa iki yorgan çıkan ama annemin bu övgü dolu yergiden hiç rahatsız olmadığı meşhur yorganlarının içine gömülüp de koyun kokularını duymamak neredeyse imkânsızdı. Gürgen odunuyla harlanmış ateşin sönmesinin ardından içeri ve dışarının sıcaklığının müsavi olduğu bu odada, yorganın bir kenarını yere serilmiş yatakla vücudum arasına sıkıştırmak ve böylece yatağın soğuğunu bir nebze olsun azaltmak, yorgun bedenime bambaşka bir haz veriyordu.